DÜNYANIN EN BÜYÜK TORYUM VE URANYUM MADENLERİ NEDEN İŞLETİLMİYOR?


KEMAL KAPLAN - 23 Ocak 2016

19 ve 20. Yüzyıl'da petrol ve kömür stratejik yakıt kaynaklarıydı. 20. Yüzyılın son çeyreğinde kömür yerini doğalgaza bıraktı.

Topraklarında kömür çıkarılmaya başlandığından itibaren bu ülkede sanayi, kömür ile bugünlere geldi. 

Elektrik üretiminden, ısınmaya her alanda kullanılan kömür 1990'lı yıllarda yerini doğalgaza terk etmeye başladı. 2010'a kadar ülkenin her yeri doğalgaz borularıyla döşenmişti. Doğalgaz olmadan ne ısınabilir, ne üretebiliriz.
Karbondioksit salınımı kömürle kıyaslanması mümkün olmayan doğalgaz 'çevreci' etiketi ile toplu taşıma araçlarında bile kullanılır oldu. Temiz, daha sağlıklı, erişimi kolay; DOĞALGAZ...

Buraya kadar her şey yolunda ve çağına uygun görünüyor. Atladığımız en önemli nokta ÜLKEMİZDE DOĞALGAZ REZERVLERİNİN BULUNMADIĞI. (en azından şimdilik)

Böylesine hayati bir enerji kaynağının topraklarımızda bulunmaması ciddi tehlike.

Dışa bağımlı doğalgaza neden mahkum edildik?

Petrolde de dışa bağımlı olduğumuzu söyleyebilirsiniz. Haklı olmakla birlikte, petrolü tankere doldurup G. Amerika'dan da alabilirsiniz. Ya doğalgaz? Boru hattı olmadan mümkün değil.

O halde komşu ülkelere muhtacız. Bugüne kadar İran ve Rus doğalgazı oluk oluk akıyordu. Akıyordu lakin, İran ile ne zaman sürtüşmeye girsek, o kış musluklar kısılır, Acemler'in sabote etmesiyle yerimizden bir kez fırlardık.

Ruslar'la bugüne kadar rahat bir dış politika takip edildi. Özellikle ekonomiye yönelik politikalar Rusya ile stratejik ortaklığı kaçınılmaz kılıyordu.

Türkiye ile Rusya'nın Suriye politikaları taban tabana zıt olunca, krizin ucu görünmüştü aslında. Uçağın düşürülmesi, perdenin aniden kalkıp, Suriye sahnesinde iki ülkeyi karşı karşıya getirdi.

İlk DOĞALGAZ paniği başladı, doğal olarak. Turizm ve yaş gıda ihracatı arkasından geldi.

Arap ülkelerinden sıvılaştırılmış doğalgaz almak için seyahatlere gidildi. Sonuç alındı mı bilemem.  Rusya türlü çeşit tehditlere rağmen doğalgazı kesmedi.

İran ve Rusya Ortadoğu'da eşdeğer politikalara sahip, iki yegane doğalgaz kaynaklarımız. Suriye'de saplandığımız bataktan ise kolay çıkacağa benzemiyoruz.

MİLLİLEŞME ÇABALARI

AKP hükümetini yerden yere vurmamıza (daha çok Tayyip Erdoğan politikalarını) rağmen, uyguladığı bazı siyasi ve politik tavırlarını sonuna kadar destekliyorum.

Somutlaştırır isek: TUSAŞ, TAİ, ASELSAN, HAVELSAN, MKEK gibi kurumların savunma sanayi konusundaki başarıları, F-16'ların millileştirilmesi, gibi stratejik kurumların hükümet tarafından desteklenmesi.

Altın madenlerinin millileştirilmesi. (Bu konu cemaat-AKP kavgasında sekteye uğramış olabilir.)

Nükleer santral kurulması ise bir başka stratejik atılım.

DİKKAT!!!

Türkiye'de hangi konu üzerinde şişirme  propagandalar yapılıyor ise, dikkatli izlemek gerekiyor. Türkiye'nin Ege ve Doğu Karadeniz Bölgesi'nde önemli altın yatakları mevcut. Hatırlayacağınız gibi, "Siyanürle altın çıkarılması" meselesi aylarca ülke gündemini meşgul etmişti. Zavallı Bergamalı köylü, Boğaz Köprüsünde dahi pijamayla eylem yapmıştı. Masum köylü dünyanın her yerinde altının siyanürle ayrıştırıldığını nereden bilecek. Kütahya'nın Gümüş Köyü'nde Etibank 50 yıldır siyanürlü liç yöntemiyle gümüş çıkarıyor. Masum Bergama köylüsü bunu da bilmez. Siz de...

Nükleer santral ve HES meselesi de enerjide dışa bağımlılıktan kurtarma çabalarıdır. Hükümetin halkı doğru bilgilendirmemesi sonucu, kolayca dış güçler tarafından provake ediliyor. HES protestoları bitmek bilmiyor. Nükleer santral de cabası.

Batı yüzlerce nükleer santral kullanırken, Türkiye'de nükleer karşıtlığı kışkırtılıyor. (Söylediklerim yenilenebilir enerjiyi küçümsediğim anlamı taşımaz.)

(Dünyada 438 nükleer santralden bugüne kadar sadece ikisi sızıntı yaptı. Halen devam eden 42 nükleer santral inşaatı var. Dünyada kimse nükleer enerjiden vazgeçmiş değil.)

Rusya bugün muslukları kapatsa, nükleer karşıtları battaniye altından çıkamayacaklarının farkında mı?



DÜNYANIN EN BÜYÜK TÜKENMEYEN
ENERJİ KAYNAKLARINA SAHİBİZ

Tükenmeyen enerji olarak tanımlanan nükleer enerji, uranyum madeninin zenginleştirilmesi sonucu oluyor. Nükleer silaha sahip olmanın yolu da buradan geçiyor. Troyum da nükleer madenlerden biri.

1977 yılında Eskişehir  Beylikahır (ilçenin adı 1985 yılında Beylikova olmuştur.) ilçesinde TORYUM rezervleri bulundu. İki yıl süren çalışmalar ve tetkikler sonucu madende 380 bin ton toryum bulunduğu tespit edilmişti.

1979 yılına gelindiğinde bir başka çalışma netice vermişti. Karadeniz ve Van Gölü'nde, dünya denizlerindeki uranyum rezervlerinin iki katı uranyum olduğu tespit edildi. Hacettepeli üç bilim adamının başlattığı çalışmaları MTA devam ettirmiş çalışma kamuoyuna açıklanmıştı.


MTA yetkilileri, dünyada yaşanan enerji dar boğazının gelişmiş ülkeleri nükleer santrallere yönelttiğini, Türkiye'nin toryum ve uranyum rezervleriyle hiçbir zaman enerji sıkıntısına girmeyeceğini bundan 37 yıl önce söylemelerine rağmen, Türkiye her zaman enerji sorunuyla burun buruna yaşadı. Pahalı enerjiyi, tasarruf ederek kullanmak zorunda kalan ülkemizde, 40 yıldır uranyum veya toryumdan hiçbir haber yok.

2007 yılında Isparta'da düşen bir yolcu uçağı dikkatleri yeniden toryuma yöneltti. Uçakta bulunan ve hayatını kaybeden altı Türk bilimadamı toryum ve uranyum konusundaki bir projede çalışıyordu. ''Türk Hızlandırıcı Merkezi Projesi"nde görevli bilimadamları bir uçak kazasında hayatını kaybetti. Kazayla ilgili dişe dokunur bir açıklama yapılmadı. Aadan geçen 8 yıla rağmen kaza, dosyalar arasında kayboldu.

Türkiye'nin uranyum ve toryum konusunda gerçekleştireceği çalışmalar, enerji ve savunma sanayini yakından ilgilendiriyor. Bu çalışmaların sekteye uğraması batılı ülkelerin her zaman işine gelecektir.

Altın zenginliktir, uranyum ve toryum güç. Bunların yeraltında kalması dışa bağımlılığımızın sürekliliğini sağlar.





DİKKAT: TÜM HAKLARI SAKLIDIR. Yazının izinsiz olarak BİR KISMI VEYA TAMAMININ her türlü ortamda kullanılması, 5846 sayılı fikir ve sanat eserleri kanunu gereğince yasaktır. Sanal ortamda sadece link verilerek paylaşılabilir.

Popüler Yayınlar