BİR YILBAŞI HİKAYESİ: İSTANBUL'U SOYUP TEPSİ İÇİNDE OYNATTILAR


2006 YILINDA HAYATINI KAYBEDEN GAZETECİ-YAZAR HALİT ÇAPIN'IN 2 OCAK 1963 TARİHİNDE MİLLİYET GAZETESİ'NDE YAYINLANAN MAKALESİNİ AYNEN YAYINLIYORUZ. NEFİS BİR YILBAŞI HİKAYESİ.

İsa'nın doğumundan 1963 yıl sonra, önceki gece İstanbul'u bir kere daha çırılçıplak soydular. Bütün güzellikleriyle bütün çirkinliklerini bir bir gözler önüne serdiler. Bir tepsinin içerisinde oynattılar ve sonra, göbeğinde sabaha kadar içki içtiler.

İKİ HADİSE YANYANA

Gece saat sıfır ikide Beyoğlu'nda Cadde-i Kebir'de iki hadise yan yana yürüyorlardı. Birisi sarışın uzun boyluydu. Yağmur hafiften yağmaya başlamıştı. Elinde şemsiye taşıyordu. Diğeri esmer orta boyluydu. Şemsiyesi yoktu, yağmur üzerine yağıyordu.
Atlas Sineması'nın önünde iki hadiseden uzun boylusunun kalçaları üzerinde sarhoş bir el, şimdiye kadar aradıklarını bulmak istercesine dolaştı. Sonra o eli bir başkası takip etti. Bir şemsiye inip-kalktı ve sonra iki hadise bir takım başka olaylara gebe, yollarına devam ettiler. Kalçalarında üç günlük mor lekeler olduğu halde...

HALİMEYİ SAMANLIKTA BASTILAR

Bir bardağın içerisindeki viski, şımarık pozlarla yanındaki buz parçasını itti. "Git üşüyorum" dedi. İki parmak,  buz parçasını kaldırıp bir çöp kutusunun içine attılar. Buz ağlaya ağlaya eriyip gitti. Viski büyük gururla içerisinde çok büyük bir midedeki yerini aldı. Ağız geğirdi.

Smokinli bir adam, caz romantik bir parça çalarken, yanındaki kadının kolunu ıslak ıslak öptü. Kadın, "Şimdi olmaz nonoş" dedi. Smokinli adamın çıplak kolu öpmesinden dört saat önce, çıplak İstanbul'un aşağı kısımlarında smokinsiz bir adam aynı yatakta yattığı kadının kolunu sıktı. Her tarafı şarap kokuyordu. "Bu gece yılbaşı" dedi. Kadın, ""Şimdi olmaz. Çocuklar..." diye konuştu.

SPOR SERGİ SARAYI

Spor Sergi Sarayı'nda en azından dört bin çift göz, tek bir göz olmuş orta yerde şarkı söyleyen bir kadını seyrediyordu. Kadının üzerinde sigara dumanından bir bulut peyda olmuştu. Kadın Zennube'yi söylüyordu. "Zennube, zennube, hayatım gel bana, gel güzelin"

Ve binlerce el, gelmesi istenen Zennube'ye tempo tutuyordu. Sonra yaşlı bir kadın gençliğini, kendi zennubelik günlerini hatırlayıp kalkıyor, binlerce el ile birlikte şakır şakır göbek atıyordu. Aynı anda bir çocuk ağlıyor, diğer çocuk, "Haydi gidelim uykum geldi" diye yalvarıyordu.

KEMÂL DİYE BİRİ...

Soyadı tespit edilemeyen Kemâl diye biri. Tatari de titiri... Evet Kemâl diye biri... Eminönü'nde bir şarapçı meyhanesinde. Gerisi polis bülteninde:
"Malumat Eminönü... 31 Aralık gecesi Eminönü meydanında fazla miktarda alkol almış olduğu anlaşılan Kemâl isimli birisi etrafa saldırmaya başlamış ve delilik alametleri gösterdiğinden yakalanarak Bakırköy Akıl Hastanesi'ne sevk edilmiştir."

TAHAKKÜM

Hilton'da beylerden Ahmet Beyefendi. Bir şişe şampanya içti. Çıktı sokakta nara attı. Ahmet beye güldüler, koluna girip bir arabaya bindirdiler, evine gönderdiler. Kumkapı'da bîmekan takımından isminin başında hiçbir sıfat taşımayan Ahmet, beş bardak şarap içti. Sokakta nara attı. Kızdılar... Derdest ettiler. Bu Ahmet Beyefendi'nin, Ahmet'ten olan büyüklüğü değildi. Bu soyunu inkar eden şampanyanın soysuzluğuydu...

ALTI SAATLİK

Gece saat sıfır beşte bir sarhoş midesindeki yüz küsur lirayı bir elektrik direğinin dibine boşalttı. Biraz sonra bir köpek arka sol ayağını aynı direğe dayadı. Bir çocuk bir çöp tenekesini karıştırdı. Yağmur hızlandı. İstanbul yorgundu. Sabaha kadar sarhoş meclisinde hiç durmadan oynamıştı. Göbeğinde içkiler içilmişti. Halsiz kalmıştı. Kollarının arasındaki son sarhoşu da ittikten sonra geceye sarılıp uykuya daldı. İstanbul kısa bir süre için bir uyku uyuyacaktı. 1963 isimli yavru altıncı saatine basmıştı. Doğumun bitkinliği içerisinde idi. Yakında ağlamaya başlardı.

(Halit Çapın yukarıdaki yazısında 1963 yılı İstanbulu'nun toplum katmanlarını ince bir mizahı dille hikayeleştirmiş. Toplumun yılbaşını nasıl kutladığını, katmanlar arasındaki farklarla ortaya koyarken, bu katmanları yakından tanıdığı ortaya çıkıyor. Belki de 31 Aralık gecesi şehri dolaştı. Yazdığı olaylara bizzat kendi şahit oldu. Hayatta olsaydı sorma imkanımız olurdu. 
Bugün onun konumunda bulunan hangi gazeteci toplumu bu şekilde tasvir edebilir. Sırça köşklerde beş yıldızlı yılbaşı kutlamak yerine kaçı İstanbul'un çırılçıplak soyularak tepside oynatıldığına şahit olabilir.)








Popüler Yayınlar