AYASOFYA'DAKİ SIR VE TYANALI APOLLONIUS


 
Ayasofya'da bulunan "Deesis Mozayiği", Hristiyan teslis inancını yerle bir ediyor.
Bin yıl boyunca (1520 yılında İspanya'daki Sevilla Katedrali yapılana kadar) dünyanın en büyük kilisesi olan AYASOFYA, bugünkü görünümüne 538 yılında kavuştu. Daha önce iki kez yıkılan tapınak böylelikle son halini almış oldu.

532'de Doğu Roma'da başlayan NİKA ayaklanması İmparator Jüstinien'i o kadar zor durumda bırakmıştı ki, tahtı bırakıp kaçacaktı. Tarihte FAHİŞELER KRALİÇESİ olarak geçen ve bir sirk cambazının kızı olan imparatoriçe THEODORA, Jüstinien'i durdurarak asilerin liderini bir şekilde oyaladı(!)

Zaman kazanan imparator, Goth süvarileri denilen lejyonu Konstantinopolis'e sokarak, isyanı durdurmayı başardı. Goth'lar bugün Sultanahmet Meydanı olan hipodromda 50 bin ayaklanmacıyı kılıçtan geçirdi.

Jüstinien tahtını böylelikle korumuş ve daha da güçlenmişti. Miletli Isidore ve Lidyalı Anthemius yıkılan Ayasofya'nın yeniden inşası için görevlendirildi. İşin ilginci bu iki kişi mimar değil, mekanikçiydiler. Dünyanın en büyük mabedi bu iki mekanikçinin projelerinin üzerinde yükseldi.

 5 yıl gibi rekor bir sürede tamamlanan mabed o kadar büyük değişikliğe uğramıştı ki, Ortodoks inancına aykırı pek çok freks ve ikonlar bulunuyordu. Bu durum din adamları tarafından da eleştirildi.

ORTODOKSLUĞA PAGAN İNANÇ HAKİM

Sonraki yıllarda bu değişim Ortodoksluğun içine giren pagan kültür nispetinde artarak devam etti.

1050'li yıllarda Ayasofya içinde gizli bir teşlilat kuran Psellus, Ortodoks inancının saptırılmasında büyük rol oynayacaktı.

Tarihçi-felsefeci Michael Psellus, gerçekte çok esrarengiz bir adamdı. Güçlü bir felsefeci ve bilgili bir tarihçi olmasının yanı sıra usta bir tartışmacı ve 'monarşist' bir bürokrattı. Aya Sofya Kilisesi'ni merkez alan gizli bir filozoflar örgütü kurmuştu. Bu örgüt çeşitli dillerde yazılmış, çok eski bazı metinleri Kilise yönetiminin haberi ve bilgisi olmadan tercüme ederek kendi aralarında tartışıyordu. Bu tartışma konularının neredeyse tamamı Hıristiyanlığın dogmalanyla ters ve ona karşı olan fikirler ve görüşler üzerine kurulmuş tezlerdi. Psellus som bir Platonist'ti, İsa'cı değildi. ( Aytunç Altındal, Hangi İsa,  s.41)

Ortodoksluğa Hermetizmi sokmakla suçlanan Psellus, kurduğu teşkilatla, insanların günlük yaşantılarına hermetizmi, dinle birlikte vermiştir. 1050 yılında Harran'da yıktırılan son Sabii Mabedi'nde bulunan Hermetizm'e ait tüm belgelere Psellus sahip olmuştu. Doğu Roma artık Hermetizmle anılır olmuştu. Bu sapkınlığa Katolik Kilisesi kayıtsız kalamazdı. I. Haçlı seferinin düzenlenmesi, hem İslam dünyasındaki zenginliklerin hem de Konstantinopolis'in yeniden iman tazelemesi için yapıldı.

HANGİ TESLİS?

Baba-oğul-kutsal ruh, üçlemesine doğu kiliseleri baştan itibaren karşı çıkmışlardır. Urfa, Mardin, Şam ve Mısır kiliseleri, İsa'nın kutsallığını kabul etmez. Onlara göre ölümlüdür.  Bir de Gnostik Hristiyanların inancı vardır ki, diğerlerinden çok farklıdır. Gnostikler, İsa'dan çok Vaftizci Yahya'ya inanır. Onun öğretileri benimsenir.

AYASOFYA'DAKİ SIR

Gelelim Ayasofya'daki sırra. Teslis inancını biliyoruz. Peki ya "Deesis"i. Deesis'te kelime anlamı olarak 'üçleme' demek. Fakat katoliklerin aksi bir denklem söz konusu.

13. Yüzyıl'ın sonuna doğru Ayasofya duvarına işlenen bir mozaik iki yönüyle tüm Hristiyan alemini ZIPLATACAK durumda. Bugüne kadar Vatikan'ın bundan haberdar olmaması elbette imkansız. Lakin tepki vermesi büyük tartışmaları alevlendireceğinden, hiçbir şey olmamış gibi davranıyor.

Nedir bu mozaiğin sırrı?

Birinci sır: Mozaikte, teslis yerine deesis kullanılmış. Meryem, İsa ve Vaftizci Yahya resmedilmiş. Hristiyan kurallarına göre bunların üçü aynı karede yer alamaz. Burada klasik teslis inancı kırılmış, yerine deesis getirilmiştir. Hristiyanlığa indirilen bir darbedir.

İkinci sır: İsa'nın sol kaşının üstünde çok ustalıkla, dikkat çekmeyecek şekilde işlenmiş bir "U=onbir sayısı'''dır. Sanki Mesih'in sol kaşının üstünde belli belirsiz bir yara var gibidir... Ve bu şifre (yara) dikkatlice incelendiğinde "11 sayısı" olarak algılanmaktadır. Bu sayı ve yara garip ama gerçektir ki, ünlü Tyanalı Apollonius'un en belirgin simgesi/özelliğidir. Onun hakkında yazılmış olan kitaplarda ve yapılmış olan çalışmalarda, Apollonius'un gizli bir tarikata "inisye" edilirken sol kaşının üzerine bu "11 sayısına benzeyen yara"mn işlediği yazılıdır. Dolayısıyla Apollonius'un tüm büst ve resimlerine yara işareti konulmuştur.  ( Aytunç Altındal, Hangi İsa,  s.56)

Alman araştırmacı Karlheinz Deschner 1982 yılında yazdığı Kutsal tarih adlı kitabın birinci cildinde, Apollonius için şunları söylemiştir: "Muhtemel İsa ile aynı dönemde ve aynı şehirlerde yaşadı. Apollonius bir pisagorcu idi. Sayı ve büyü ilimiyle ilgilenen okült bir örgüte mensuptu."

APOLLONİUS MU İSA MI? 

Bugün Niğde'nin Kemerhisar beldesinde-o zaman ki Tyana'da doğan, Apollonius'un yaşamı ve ilişkileri İsa ile birebir uyuşmaktadır. Apollonius Hermetizm bilgisi ve felsefeci oluşuyla, herkes tarafından bilinen biriydi.

Tyanalı Apollonius'u hayatı 220 yılında Roma İmparatoru Septemus Severus'un eşi Julia Domna tarafından yazdırılarak Roma arşivlerine konmuştur. Apollonius yaşadığı devirme öyle bir mertebeye ulaşmıştır ki, adına mabedler açılmış, kitapları filozoflar tarafından okunur olmuştu.

325 yılındaki ilk Hristiyan konferansı olan İznik Konsülü'nde İmparator Konstantin, Apollonius'a ait ne varsa yok edilmesini, mabedlerinin yıkılması emrini vermiştir.

 3. Yüzyıl'dan itibaren Tyanalı Apollonius ile Jesus Christ (İsa Mesih), Romalı düşünürler tarafından kıyaslanmış, Apollonius üstün bulunmuştur.

Apollonius'un hayatı ve öğretisi kimi araştırmacılara göre, Hristiyanlığın doktrinlerini oluşturmada kullanılmış, Apollonius ise İsa portresi olarak sunulmuştur. İsa'ya ait hiçbir tarihi belge ve arkeolojik veri bulunmamasına rağmen, Apollonius hakkında yüzlerce belge bulunuyor.

 Unutmadan şunu da ilave edelim: İslâm inancındaki peygamber İsa, Hristiyan inancındaki İsa'dan yaklaşık 100-150 yıl önce yaşamıştır.





Popüler Yayınlar